DOĞRU HABERİN MERKEZİ BU GÜNÜNÜZ DÜNDEN DAHA GÜZEL OLUR İNŞALLAH Türkiye'nin Sesi - Blogcu Türkiye'nin Sesi - Blogcu




Türkiye'nin Sesi

4/1/2008 - ÖLÜM ANINDA

Kategori: YASAM

Ölümüm sırasında AZRAİL'le konuştuklarım

Sabah kalktım. Güzelce kahvaltımı da yaptım ve işe gittim.
Klasik bir gün... Diğerleri gibi, sıradan bir başlangıç...
Nöbetçi arkadaştan öğrendiğime göre, gece problem çıkmamış cihazlarda. Bu
iyi haber işte! Zaten dünden devam eden 2 tane sistem arızası vardı.
Cihaz odasındaki klimalar da problemli. Hem de ta kurulduğu günden beri!
Bugünde firmanın birinden eleman gelecek, onlarla ilgilenmem lazım. İş çok
bugün! Akşamı nasıl ederim bilmem. Bu hafta çok yoğun geçecek. Sezonda
başladı malum. Beklentilerimiz epey yüksek.
Neyse, odama gittim ve kapıyı kapadım. Bilgisayarımı da açtım ve maillerimi
kontrol ediyordum ki, kapı çaldı. “Girin” bile diyemeden kapı açıldı ve
içeriye bir “şey” girdi, kapıyı da kapadı hemen!
Aman Allah’ım! O da ne!? Tanımlayamadım bir türlü. Kadın desen değil, erkek
desen değil, turist belki! Bir çirkinlik abidesi! Kesin 10 gün rüyalarımın
baş rol oyuncusu olur.
Ona “Kimsiniz?” diye sormama bile fırsat kalmadan:
- Hadi kalk gidiyoruz! dedi...

Aaa! Hem de Türkçe konuştu! Şaşırdım ama bozuntuya vermedim.
- Sizi ilk kez görüyorum. Kimsiniz?
- Ruhunu bedeninden söküp almak için görevlendirilen meleğim ben! Nam-ı
diğer Azrail! Cehennem habercisi!
- Dalganın sırası değil şimdi. Lütfen odamı terk edin. Yoksa güvenliği
çağırırım!
- Çağırsan ne olur? Beni sadece sen görüyorsun!
- Dalga geçme. İşim gücüm var benim. Seninle uğraşamam...
Bir yandan Azrail değildir diyorum ama böyle bir kişinin bana haber
verilmeden buraya kadar gelmesi imkansız ki! Eyvaaah! Ya gerçekse! Bittim
ben, bittim!
Savsakladığım namazlarım, ahirette buruşturulup yüzüme çarpılacak olan
oruçlarım geldi aklıma...
Ufacık dünya menfaatleri için teptiğim Allah’ın emirleri geçti gözümün
önünden hızla...
Eti için kesilen bülbül, tahtası için yakılan saz gibi...
Gayri ihtiyari:
- Mesai saatleri içinde olmaz! deyiverdim. Sanki benden bitecek bir işi
varmış gibi...
-Neden? dedi.
-Şu an hazır değilim!
-Neye hazır değilsin?
-Kabirde ve öbür alemde başıma geleceklere!
-Ama senin son kullanma tarihin bugün son. 08:57. Sen ayvayı yedi... Hem
sana yeterince vakit verilmedi mi?
-İnan ki, bu yaşta öleceğim hiç aklıma gelmemişti.
-Neden?
-Gencim daha, ciddi bir sağlık problemim de yok. Turp gibiyim evelallah!
-Senin yolun mezarlığa hiç düşmüyor herhalde! Ya da hastanelerin acil
servislerine, morglara! Oradakilerin hepsinin teni buruşuk mu?
-Değil de yani!... Bana 1-2 ay kadar daha süre tanısan?
-Bu kadar kısa bir sürede ne yapabilirsin ki, onlarca yılını heba etmiş biri
olarak?
-İbadet borçlarımı öderdim... Kaza üstüne kaza ederdim namazlarımı deliler
gibi... Kalplerini kırdıklarımdan, üzerimde hakkı olanlardan helallik
dilerdim. Dünyanın öbür ucunda olsalar, taşların altına saklansalar gene de
bulur, her şeyimi verir, haklarını helal ettirirdim. Üzerimde kul hakkı
kalmasın diye... Daha vasiyetimi bile yazmadım hem!
-Yeterince vaktin vardı! Yapsaydın! Neden düşünmedin? Engel mi oldular sana?
-Hiç ölmeyeceğimi sanmıştım. Hep başkaları ölüyordu, başkalarının selaları
okunuyordu minarelerden. Ben muaftım sanki ölümden. Meğer bu iş parayla
değil, sıraylaymış.
-Bir sene önceden haberin olsaydı geleceğimden, neler yapardın?
-Kalan zamanımı çok iyi değerlendirirdim!
-Hadi be sen de! Kimi kandırıyorsun! İlk 2 gün iyi giderdin. Namaz-niyaz
full, sonra dönerdin gene eski haline. Bulurdun bir de bahane kendine. Her
şey yine eski hamam eski tas olurdu. Bir rüyaydı o derdin sana verdiğim
habere, kendini avutmak için...
Haklıydı! Kaç kere hastalık geçirmiş, kaza atlatmıştım... Bunların hepsi
birer haberdi aslında ama üzerimdeki etkisi çoğu zaman 2 gün bile
sürmemişti...
Ama şimdi kafamı taşlara vurmaya bile vaktim yoktu artık!...
Bu arada telefonum çaldı. Başmüdür arıyordu. Önemli bir arıza varmış,
trafiği durduran. Acil gitmemi istedi. Her şey önemini kaybetmişti ki benim
için: para, pul, mevki, kadın, nefs... Her şey sıfırla çarpılmıştı. Can
derdindeydim ben. Bir de baş da olsa arka da olsa müdürle veya başka bir
şeyle falan uğraşacak durumda değildim. “Bırak bu fani işleri” deyip kapadım
telefon suratına müdürün...
Baktım sırıtıyordu Azrail. Demek alışkındı benim gibi jetonu iş işten
geçtikten sonra düşenlerin panik hallerine. Ben de güldüm gayri ihtiyari...
Neye güldüysem! Ağlamayı bile beğenmemem lazımken!... En iyi savunma
saldırıdır taktiğine geçtim hemen!
-Hem sen, Azrail de olsan, can almakla da görevli olsan nihayetinde bir
melek değil misin? Ne bu surat? Korku filmindeki yaratıklar gibi! Allah seni
nurdan yaratmamış mıydı?
-Nurdan yaratılmasına nurdan yaratıldım. Bu arada laf aramızda, güzelliğim
dillere destandır.
-Hiç de öyle görünmüyorsun ama! Notr Damın Kamburu bile sana on beş çeker.
-Orası öyle! Ben de surat çok! Ama sor bakalım senin yanına neden bu
suratımla geldim? Utanma sor, sor!
-Neden bu suratla geldin yanıma?
-İnsanın ameli güzelse ona güzel görünürüm ben. Hayatını Allah’ın rızasına
göre dizayn etmeyenlere de çirkin görünürüm. Şimdi sana göründüğüm gibi! Ben
senin aynanım şu anda. Kalp gözü açık olanlar, yüzüne baksalardı seni böyle
görürlerdi!
-Desene EYVAH!
-Eyvah ki ne eyvah!
-Birazdan kabirde başına neler gelecek biliyor musun? Karşılama mahiyetinde?
Ön sıcaklardan!
-Pek hayra alamet değil şu anki verilerim.
-Okusaydın Allah’ın kitabından, Resulünün sünnetinden!... İşin ciddiyetini
kavrasaydın, uykuyu haram ederdin gözlerine!... Neden okumadın?... Bir
arkadaşından yıllar önce gelip de hiç okumadığın bir mektubun var mı? Ya da
açmadığın bir mail? Madem Allah’ın kitabının kapağını açmadın, bük boynunu
ve sus!
- Dünya meşgalesi...Geçim derdi... Para, mevki, nefs, kadın... Çepeçevre
kuşattılar beni, kıramadım sarmalı!
-Halbuki dünyada kalma süren ne kadar azdı oran olarak! Bunu da biliyordun
üstelik! Birazdan gideceğin hayat ise ebedi! Nasıl olur da senin gibi akıllı
geçinen bir adam okyanusu unutur da bardakta boğulur? (Haşa) Allah’ın yerine
kendini koy! Senin gibi bir kula müstehak değil mi azap! Bunca akıl vermiş
ilim vermiş, dininden seni haberdar etmiş...
-Haklısın! Ama dünya gözle görülüyor ama öbür dünya gayb, göz önünde değil!
-Merak etme, biraz sonra ölünce, gaybın önündeki perdeler kalkacak!...
Kuran’da ve hadislerde anlatılıyor bunlar. Sen de okudun hem! Üstelik
başkalarını uyaran yazılar da yazdın. Muhtelif yerlerde anlattın bile! Neden
o zaman bu gafletteki ısrarın?
-Başkalarına nasihat verirken kendimi unutmuşum...
-Allah da din günü seni unutur o zaman! Bir yandan ele öğüt verirken diğer
yandan da kırmadık söğüt bırakmadın ortalıkta!
-Maalesef, biliyorum, kendim düştüm ve ağlamaya hakkım yok.
-Kendin ettin kendin buldun! Hadi artık gidiyoruz, fazla oyalama beni.
Senden sonra iki gafil daha var sırada!
-Bırak çekiştirmeyi ya! Nereye gidiyoruz?
-Allah’ın sana hazırladığı azabı tatmaya.
-Doğru adrese geldiğinden emin misin? Benim adımda çok insan var da, hani o
bakımdan!
-Adın gibi eminim. Zaten nokta tarifler var elimde. Iskalamam mümkün değil!
-Son bir şey soracağım: Allah’ın rızasına uygun olsaydı yaşamım, nasıl
olacaktı ölümüm? Nasıl bir diyalog geçecekti aramızda?
- Ben senin canını almaya gelince yüzümdeki güzelliği görünce hayrete
düşecek ve: “Aman Allah’ım! Bu ne güzellik! Rüyada mıyım ben!” diyecektin.
Çünkü o zaman cennet müjdecisi olacaktım sana, şimdiki gibi cehennem
habercisi değil! Seni Rabbine ***ürmeye geldiğimi söyleyecektim. Sen
korkuyla karışık: “Rabbim benden razı değilse?” diyecektin. Ben de yüzümdeki
güzelliği hatırlatıp korkmana gerek olmadığını söyleyecektim. İçini bir
huzur kaplayacaktı.
-Keşke hayatımı yeniden yaşayabilme imkanım olsaydı...
-Geçmiş olsun!... Neyse! Ailen ve sevdiklerin aklına gelecekti bir bir...
Ama onların da zamanı gelince dünyadaki rollerinin son bulup yanına
geleceklerini hatırlayınca rahatlayacaktın... Tereyağından kıl çeker gibi
ayrılacaktı ruhun bedeninden... Bulutların üstünde gibi, yumuşacık....
Haberin bile olmayacaktı. Gül bahçesine girer gibi... Tüm hücrelerinde
hissedecektin mutluluğu...
-Ama şimdi
-Çığlık atmayı bile beğenmeyeceksin çekeceğin acıdan!... Saat de tam 08:57
oldu. Bak konuşmaktan kelime-i şehadet bile getirmeyi unuttun...
...
Gözümün önündeki perdeler açılmaya başladı...
Gayb meğer ne yakınmış...
Keşke iş işten geçmiş olmasaydı...
Neler yapmazdım ki!
Artık hiçbir değeri yok “keşke”lerimin...
ÇARP SIFIRLA!

bunu müslüman bir kardeşim yazmıştır ben sadece yapıştırdım.

Ne Demek İstediğimi Yazılar Anlatıyor

Yorum (1) :: Yorum yaz! :: Bağlantı

<- Son Sayfa :: Sonraki Sayfa ->

Hakkımda

BU GÜN ALLAH(cc) İÇİN NE YAPTIK?? BU GÜN ÜLKEN İÇİN NE YAPTIN?? BU GÜN KENDİN İÇİN NE YAPTIN??? BİR DÜŞÜN !!!!!
Başlıksız
"200 ile 300 milyar dolarımız yer altında yatıyor"
Ergenekon'un 13. Kabile dosyası
Buram buram destan kokan Çanakkale VİDEO
Babaoğlu'nu sarsan hadis-i şerif
Muhtar'dan, Say'a; Atatürkçülük dersi
dün turp gibiydiler bı gün hepsi hasta
Altan'a göre, AKP'yi aşan bir irade var
vicdanlar karıştı
Org. Başbuğ'un sözleri Soylu'yu çıldırttı
Windows XP kullanıcılarına kötü haber
Mehmet Haberal ve 8 kişi tutuklandı
bir türk dünyaya bedel ya iki türk ?
bir türk dünyaya bedel ya iki türk ?
Levent Ersöz'ün ses kaydı yayınlandı
Demirel’den çok çarpıcı bir itiraf..
'Başörtülüye cüzzamlı muamalesi yaptı'
Bir Türk dünyaya bedel ya iki Türk?
işte o şebeke
Muhsin Başkan'ın ölmeden son vedası!
Sen üşüdün, bizim de içimiz dondu Reis
Görgü tanığı Emek: Beni dinlemediler
ibretlik
Kredi kartı borçlusu mu mağduru mu?
Kılıçdaroğlu belalısıyla karşılarsa! VİDEO

Kategoriler

  • DUNYA
  • EDEBIYAT
  • FIKIRLERIM
  • GUNDEM
  • HABER
  • MAGAZIN
  • RESIMLERIM
  • SAGLIK
  • SIIR
  • SIYASET
  • SPOR
  • VIDEO
  • YASAM
  • HABER SAATİ

    TÜRKİYENİN SESİ

    EkleBunu Sosyal Paylaşım Butonu
    TRT 1 Site Simgesi (Favicon) Yap

    Powered by  MyPagerank.Net HER ŞEY VATAN İÇİN BU ÜLKEYİ SEVMEYEN TERKETSİN Pagerank